EKMEK PARASI

FOTOĞRAFLAR


ne dediler







  

 ana sayfa | oyunbaz | oyunlar | yazılar | basından | yorumlarınız | iletişim | linkler







Zeynep Aksoy

Karanlık metropollerde apartman daireleri... Dairelerde uyuyan, işleri, gerçekleşmeyen hayalleri ve yaşamları arasına sıkışmış günümüz insanları. Ve, onların yalnızlığı. Tiyatro Oyunbaz, çağdaş Alman yazar Gesine Danckwart"ın "Ekmek Parası"nı sahneliyor. Hayatın çarkında yuvarlanıp duran bir işkadını, bir işadamı, kariyerinde yükselmeye çalışan genç bir kadın, kafe çalışanı yalnız bir anne ve işsiz bir genç adam...

Rejide ilginç seçimler

Beş kişilik, tamamı monologlardan oluşan ve en çok da bu sebeple sahneye iyi bir şekilde taşınması oldukça zor bir metin... Yönetmen Güray Dinçol çok ilginç seçimlerle çözmüş meseleyi. Matematiksel bir kesinlik ve keskinliğin yanında koreografik ve performatif öğelere odaklanan ve monolog hayatları farklı düzlemlerde (kah mekansal, kah ışık ya da ses ile) iç içe geçirmesiyle dinamizmi hiç düşürmeyen bir reji bu. Küçük oyun alanından işlevsel ve yaratıcı faydalanan, ışık, ses, müzik ve hareketin doğru kullanıldığında sağlam olmasına rağmen biçim açısından tekdüzeliğe düşme tehlikesi her daim mevcut bir metne nasıl hayat kattığını göstermesi açısından da çok önemli. Kastın her biri tek tek çok başarılı, birbirlerine neredeyse hiçbir anlamda "dokunmadan" kurdukları "ilişki"lerde ise parlıyorlar. Beyoğlu"nda, birtakım eski binaların yüksek katlarında, tiyatro adına çok hoş işler yapılıyor. Oyunbaz"ın "Ekmek Parası" da, 21. Yüzyıl insanının yalnızlığıyla sık uğraşan çağdaş Alman Tiyatrosu"nun çok iyi kotarılmış bir örneği.

Radikal Gazetesi 29 Mayıs 2011


Koray Tarhan

Ekmek Parası, Oyunbaz'ın yeni oyunu. İlk kez 10 Mart 2010 tarihinde Beyoğlu'nun yeni sahnelerinden Terminal'de sergilendi. Oyunu yazan Çağdaş Alman Tiyatrosunun önemli yazarlarından Gesine Dancwart. Oyunu Sibel Aslan Yeşilay Türkçe'siyle sergileyen topluluk ise Çağdaş Türk Tiyatrosunun kendine özgü yapısı ve vizyonu olan topluluklarından Oyunbaz. Wikipedia bilgilerinden çok da fazla bahsetmeden oyunla ilgili düşüncelerimi sıralamaya çalışacağım.

Ekmek Parası, taptaze bir oyun. Tazeliği sadece yeni bir prodüksiyon olmasından değil, ezberimizde ideal olarak belirlenmiş yaşam kodlarının aslında sefil bir komedi olduğunu söylüyor olmasından geliyor. Taze çünkü bunu yaparken seyirciyi yok saymıyor; kimi noktalarda yarattığı interaktif dokunuşlarla, oyunda anlatılan hikayenin deneyimlenerek ortaklaştırılması sağlanıyor. Taze çünkü parçalı anlatım ince teğellerle birbirine işlenerek seyirciye, içine kendisini de katarak, zihinde bütünlüklü bir kurgu yapma fırsatı veriyor. Taze çünkü bütün bunları yaparken eğlendiriyor.

Prezentabl, takım ruhuna sahip, birkaç dil bilen, askerlik engeli bulunmayan, otuz yaşını aşmamış, deneyim sahibi, üniversite mezunu ve hatta yurtdışlarında yüksek lisans sahibi, ehliyeti olan, seyahat engeli olmayan, esnek çalışma saatlerine uyum sağlayabilecek, yaratıcı, özgüven sahibi, dinamik, enerjik, sinerjik genç bireylerin, ebeveynlerini gurura boğarak, geçtikleri turnikelerin hemen ardında olanlardan bahsediyor oyun. Kentin üzerine çöken gökdelenlerin içinde yaşayanlardan oluşan bir mikrokosmosu anlatan eğlenceli bir belgesel, Ekmek Parası. Birbirlerinden kopukmuş gibi gözüken beş karakter; bir stajyer, bir şef, bir deneyimli eleman, beyaz yakalı bir işsiz ve eşinden ayrıldıktan sonra iş hayatına dönen eski ev hanımı yeni servis elemanı. En alttan biraz yukarılara kadar bir besin zinciri. Ama besin zincirinin en üst halkasına dair söylenen birşey yok. Karar mekanizmasını oluşturan zümrenin karakterlerde yarattığı duygu korku ve kabul edilme isteği. Onları biraraya getiren şey "ekmek kavgası". Oyunbazın oyun kitapçığına aldığı alıntıyla; "Biz hepimiz yalnızız. Bu, biz bilmesek de, bizi birbirimize bağlıyor" diyen, birbirlerine muhtaç ve mahkum, tanışmamış beş yalnızın ortak hikayesi, Ekmek Kavgası.

Yataktan kalkış ve tekrar yatağa dönüş arasında geçen zaman, karakterlerin hayatlarından süzülerek ortaya tanıdık bir aroma çıkarıyor. Kopuk monologlarmış gibi görünen ancak kısa zamanda içiçe geçişlerle monolog yorgunluğunu ortadan kaldıran bir bütünleşme başarısı gösteriyor oyun yönetimi. Yalnız karakterler, hikaye zihnimizde oluştuktan sonra aynı sofraya oturuyorlar. Rastlantısal gibi duran söz çakışmaları ya da göndermeler bahsedilen durumları kopuklaşmanın ötesine geçirerek kopyalıyor. Bu kopyalama da durumların aslında aynı anda birçok yerde gerçekleştiği gerçeğini avuçlarımıza bırakıyor. Bu durum da aynen belli bir canlı türüyle ilgili bilgilerimizi oluşturan doğa belgesellerindekine benzer bir sonuca ulaşıyor. Belgesel izlerken karşımızda aynı türden birçok örnekle ilgili görüntülerden montajlanarak oluşturulmuş, o canlı türüne dair fikir sahibi olmamızı sağlayan, bir bütün vardır. Sahnede olan da budur ancak oyun, empati ve yabancılaştırmanın ustalıklı kullanımıyla belgesel olmaktan çıkıp sanat donuna giriyor.

İnsan yediği şeye benzer diye bir söz vardır. İnsan aynı zamanda ekmeğini çıkardığı şeye de benziyor sanki. Tarladan doyan kişi doğayla iyi anlaşmak ve beklemeyi bilmek zorunda. Makineden doyan kişi parçalanmayan bir görev dağılımı yaratmayı bilmek zorunda. Toprağın bütün, makinenin parçalı yapısı karşısında, günümüz beyaz yakalısının en çok kullandığı üretim aracı bilgisayarın temel maddesi olan silikon akışkandır. Bu spekülasyonu biraz daha ileriye götürecek olursam beyaz yakalının yanında yer alan hizmet sektöründen servis elemanının tepsisindeki kahve de, temizlik elemanının kovasındaki deterjanlı su da akışkandır. Kahve, deterjan ve bilgisayar oyunda çokça dikkat çeken unsurlar. Üretim sürecini belirleyen bu akışkan öz kapsadığı insanları da akışkanlaştırarak benliklerini kaybetmelerine neden oluyor. Her karakter birbirinin benzeri yataklardan bambaşkaymış gibi görünen "alemlere akıyor". Oyun, anlaşmazlıklara, tanışmalara, ilişkilere, eğlenceye, çalışmaya, haberleşmeye ve daha birçok şeye yol açan bu nesnelerin ilişkilerimizi belirleyen güçlü ayrıntılar oldukları gerçeğini kahkalarımızla bize onaylatıyor.

Başka bir akışkan olan zaman da hep tek yöne doğru akmasına rağmen benzer günleri peşpeşe sıralıyor. Bu durum her karakterin içinde kendini değiştirme isteği uyandırıyor. "Seneye mutlaka hayatımda birşeyleri değiştirmeliyim!" sözünden sonra oluşan uzun sessizlik bize de aynı düşünceyi tekrarlatıyor. Ardından gelen fiyaskoya dönüşen spor salonuna yazılma projesiyle tanıdık bir çaresizlik değişimi erteliyor. Yarın mutlaka, Pazartesi kesin, gelecek ay, gelecek yıl yapmayı planladığımız ama asla hayata geçiremediğimiz şeyler oldukları yerde kalıyor.

Vakit nakittir ve bu nakit eşit dağıtılmamıştır. Bir maaşa bağlıysanız, verdiğiniz zaman kadar nakit kazanırsınız. Hiyerarşinin neresinde bulunduğunuzsa zamanınızın ederini belirler. Beklentilerle dolu kariyer basamakları; günlerin yarattığı sendromlar, haftabaşları, hafta sonları, değerlendirme günleri, toplantılar, sunumlar, eventler, eğitimler, saha çalışmaları vb. şekilde ilerler. Ve her basamakta karakterin kendine özgü bir şükretme hali ile daha kötü bir duruma düşme korkusu içiçe geçerken gücü yeten, yettiğine diş geçiriyor. İş dünyasının rekabetçi yapısının etkisi, oyuncuların canlandırdığı karakterlerde, bastırılan bir iç terörün yarattığı yıkıcı tavırlar olarak ortaya çıkıyor. Herkes maruz kaldığı şiddetin bir benzerini besin zincirinde kendinden aşağıda bulunanlara gösteriyor.

Bu dizge dışında kalan işsiz bireyse seçimlerinin sonsuz olasılığı karşısında irade yitimine uğruyor. Yaşamış olduğu süreçlere dışarıdan bakmak yabancılaşmayı beraberinde getiriyor. Depresif ve filozof arasında gidip gelen işsiz birey her an insiyatifi bir şefe ya da müdüre seve seve verebilecek bir yapıya sahip. Rehine ve korsan arasındaki ilişkiye benzer bir ilişki burada işveren ve çalışan arasında ortaya çıkıyor.

Oyun anında ister istemez oyuncular ve seyirciler arasında bir hiyerarşi doğar. En nihayetinde seyirci tek perdelik bir oyunda dışarı çıkma lüksüne sahip değil. Bitene kadar bekleyecek, eğer çok elzem bir durum ya da protesto yoksa. Bu oyunda da her türlü zorunluluğunuza tek perde boyunca seve seve ara verebiliyorsunuz. Ancak oyuncular oyunun ilerleyen dakikalarında işyerindekine benzer sigara molasını Terminal"in balkonunda sigaralarını tüttürerek veriyorlar. İşte bu noktada oyun boyunca var olan hiyerarşi büyük bir şakaya dönüşüyor. Oyuncular oyun gereği mola verip hava almaya ya da sigara içmeye balkona çıkabilecekken biz izleyenler kabaran iştahımızla biraz daha beklemek zorundayız. Oyunun başlarında servis edilen kahvelerin ardından bir somut deneyim daha.

Oyunda dekor kullanımı da seyirciyi oyunun içine alacak şekilde tasarlanmış. Oyun ve seyir yerinin belirgin bir ayrım göstermemesi bütün salonu oyunda anlatılan yaşam alanlarının bütününü kapsayan bir kap haline getirmiş. Işık için geleneksel spotlar yerine değişik renklerde florasan kullanımı oyunun yapısıyla uyumlu bir atmosfer yaratıyor. Ancak florasanlardan sarkan zincirlerin sayısı, biraz daha az olabilir miydi acaba sorusunu sorduruyor. Oyunculuklar başarılı. Başka bir evrenden gibi gözükmemeleri, monologları diyalog canlılığında seslendirmeleri özellikle altı çizilmesi gereken hünerler.

Ekmek Parası"nı Güray Dinçol yönetmiş, dramaturjisi ekip çalışması olarak belirtilen oyunda oynayanlar: Evrim şahintürk, M. Özgür Bahçeci, Mustafa Çiçek, Pınar Akkuzu ve Sena Taşkapılıoğlu Kornhauser. Mustafa Çiçek aynı zamanda ışık tasarımını yaparken dekor tasarımı da Oyunbaz"ın elinden çıkmış. Oyun Mart ayı boyunca her Perşembe Beyoğlu Terminal"de saat 20:30"da seyredilebilir.

Mimesis Dergi Mart 2011



Ekmek Parası İçin Uyananlara

Sabah erkenden uyanıyorsun. Ya da uyanmaya çalışıyorsun, işe gitmek için...

Bir şirkette orta düzey bir yöneticisin. Kendini her sabah motive ediyorsun. Bugün daha iyi olacak. Yükseleceksin, terfi alacaksın. Daha iyi şartlarda yaşamaya devam edeceksin.

Ofiste sıkılmak için vaktin yok. Gelen maillere hemen cevap ver, çözüm üret, uygula. Ne kadar hızlı o kadar iyi.

İster ofiste çalış, ister kafede garson ol yaptığın işin bir önemi yok, nasıl yaptığın önemli. Ya da patronlarının seni nasıl gördüğü. Saatler çok zor geçiyor, aldırma çalışmaya devam et. Bu önemli, durmamak önemli. Hele sebat göstermek bir işte daha önemli.

Stajerdin bir zamanlar, getirdin götürdün, kahve yaptın, not aldın elinde dosya ile, 'şık' bir dosya ile, toplantılarda konuşulanları dikkatlice dinledin. Yeteneklisin aslında. Ama biraz zamana ihtiyacın var. Seni görecekler, keşfedecekler. Bekle....

Stajerdin bir zamanlar, bir çok kişiyi eledin bu pozisyon için. Bir gün yönetici de olacaksın yönetirken daha çok çalışacaksın. Daha hızlı olacaksın. İş vereceksin, sonra işi takip edeceksin, olmadıysa işten çıkaracaksın.

Elbette yine bir gün sen de işsiz kalabilirsin. Evde uzun uzun vakit geçirebilirsin, huzura mı kavuştun? Hayır! Bir daha sisteme girmek için uğraşıyor olacaksın.

Tüm bu söylediklerim size yabancı gelmiyorsa, sizleri hayatlarınızı dışarıdan izlemeye davet ediyorum. Monologlardan oluşan bir tiyatro oyunu: Ekmek Parası.

'Biz evde çakılıp kalanlar, hastaymış gibi yataktan çıkamayanlar, duvara bakakalanlar neden ben diyenler kulübüyüz. Biz hepimiz yalnızız.' (Oyundan)

Bu sıkıntıdan çıkan bir komedi.

Bir işşsiz, bir stajyer, bir garson, bir iş kadını, bir yönetici adayı bu oyunda buluştu. Çağdaş Alman Tiyatrosunun önemli yazarlarından Gesine Danckwart'ın eseri olan Ekmek Parası Sibel Arslan Yeşilay çevirisiyle, Güray Dinçol tarafından sahneye konuldu. Kendilerini söyleyecek sözü olan ve tiyatroya gönüllü insanların emeğiyle yaşayan bir grup olarak tanımlayan Oyunbaz oyuncularından Evrim şahintürk, M. Özgür Bahçeci, Mustafa Çiçek, Pınar Akkuzu , Sena Taşkapılıoğlu Kornhauser Ekmek Parası için her Perşembe Beyoğlu Terminal Sahnesi'nde biraraya geliyorlar. Doğaçlama ağırlıklı olmak üzere farklı disiplinlerden sanatsal çalışmalara ev sahipliği yapan Terminal Sahnesi de bu oyunda sahne kullanımı açısından şaşırtıcı olanaklar sağlıyor. Oyunun tam içindesiniz. Klasik tiyatro anlayışından uzak, kısmen interaktif, keyifli bir deneyim.

Her gün... Bir gün...

Her Perşembe, tek perde : Ekmek Parası



Hülya ALKAN

Milliyet Blog 13 Aralık 2011






Oyunbaz Kapitalizme Saldırıyor!

Alman yazar Gesine Danckwart tarafından yazılan, Tiyatro Oyunbaz' ın geçtiğimiz sezonun ortalarında sahnelere aktardığı 'Ekmek Parası' adlı oyun, dikkatleri çeken kadrosuyla gösterimlerini sürdürüyor. Tiyatronun popülerizm içinde erimemesi adına birbirinden önemli yapıtları seyircisine sunan topluluk, çağdaş Alman tiyatrosunun önemli bir yazarının oyunuyla insanları durdukları noktada düşündürüyor. 'Ekmek Parası' konusu itibariyle alışıla gelmiş bir metin değil. Beş ayrı kafadan çıkan farklı sesler ışığında, aynı döngü içinde eriyip giden insanları izliyoruz. Kapitalizmin vahşi yüzünü sadece uyku zamanı görmeyen bu yüzler, uyandıkları andan itibaren içerisinde bulundukları hayatın getirdikleriyle tam anlamıyla bir kabusa yolculuk yapıyorlar. 'İşsiz, stajyer, garson, iş kadını, yönetici adayı' karakterleri tanımlayan ifadeler. Hepsinin içlerinde yaşadıklarına bakacak olursak, kimsenin bulunduğu noktada mutlu olmadığını anlarız. Karakterlerin yaşama baktıkları penecerede beklentiler göze çarpıyor. Fakat bir türlü gerçekleşmeyen beklentiler içinde hayat akıp gidiyor. Yatakta gözlerini açtıkları ve kapadıkları nokta değişmeksizin kendisini tekrar ederken, aslında herşey bir rutinin içinde, sistem beş karakteri acımasızca istediği noktaya doğru sürüklüyor. Kaçacak yer bırakmasızın!... Tiyatro Oyunbaz, yaşadığımız çağa uygun, şaşırtıcı bir oyunu sahneye aktararak güzel bir iş gerçekleştirmiş. Oyunu yöneten Güray Dinçol, beş ayrı sesin ortak noktası olan kapitalist sistem eleştirisini konunun içine yerinde vurgularla yerleştirmiş. Evet her kafadan ayrı bir ses çıkıyormuş gibi geliyor, ama kapital sistem içinde, yaşamlarının her alanında bedenlerini ruhlarını sisteme teslim eden karakterlerin çığlığını duyuyoruz. Yönetmenin bize anlatmak istedikleri var. Gösteri boyunca Güray Dinçol' un kaygısına ortak oluyoruz. Sahne bölümlemeleri, hızlı akıp giden öykü, seyircilerin konunun içinde saklı tutulması, oyuncuların önemli yerlere yaptığı vurgu 'Ekmek Parası' nı izlenir kılan önemli ayrıntılar. Sahnede Başarılı İsimler! Evrim şahintürk, M.Özgür Bahçeci, Mustafa Çiçek, Pınar Akkuzu, Sena Taşkapılıoğlu Kornhauser oyunu yüksek tempoda bizlere aktaran başarılı isimler. Pınar Akkuzu' nun oynadığı role göre biraz daha alttan alan, patlamaya hazır bir kişilik olması fena olmaz. Mustafa Çiçek ile Özgür Bahçeci grup temposu içinde çok iyiler. Birisi işsiz diğeri üst yönetici olmak isteyen iki ayrı karakter zıtlık yaratarak konunun asıl anlatmak istediğini seyirciye hissettiriyor. Sena Taşkapılıoğlu Kornhauser insanlara hizmet ederken emek-para çatışmasını yerinde tepkilerle gösteriyor. Evrim şahintürk oyunu baştan sona temposuyla, vurgularıyla, güzelliğiyle sürüklemiş. Çatışmalar, inişler-çıkışlar o'nun olduğu bölümlerde iyice belirginleşiyor. Gösteriyi özümsemiş bir ekiple karşı karşıyayız. Tiyatro Oyunbaz' ın 'Ekmek Parası' içinde yaşadığımız kapital sisteme öyl esine güzel saldırıyor ki, beş ayrı kafadan çıkan sesler bir anda kendi yaşamımızı gözlerimizin önüne getiriyor. Tek perdelik etkiliyeci oyunu kaçırmayın. Oyun, 22-29 Aralık Perşembe 20:30 -Beyoğlu Terminal Sahnesi'nde (İstiklal cad. no:112 kat:4 Galatasaray meydanı)

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

Tiyatronline 16 Aralık 2011



Ekmek Pahalı Yemek

Ekmek, ihtiyacın en sembolik adıdır. İnsan, ihtiyaçları için kazanmaya başlarken önünde öyle bir yol olur ki, yolun sonundaki ışığı "en güzel hayat" zanneder. O ışığa ulaşmak için durmadan çalışır, tüketir, yine çalışır. Yorgunluğunu dert etmez, yine çalışır. Yalnızlığını fark etmez, sonra yorulur... Çağdaş Alman yazar Gesine Danckwart'ın 'Ekmek Parası' oyunu, bu kısa yorgunluk anlarından birine tekabül ediyor. Beş ayrı karakterin, birbirinden farklı meslekler içinde var olmaya çalışma çabaları ve bu çabanın hayatlarından götürdükleri üzerine incelikli bir metin var karşımızda. Bu metni en iyi şekilde kurgulayan ve sahneye koyan da Tiyatro Oyunbaz. Güray Dinçol'un rejisiyle sahnelenen oyundaki karakterlerin birleştiği nokta, kazanmaya çalıştıkları 'Ekmek Parası'. İş mesaisi sonsuza dek sürecekmişçesine umutsuzluğa kapılan garson kadın, kariyer yapma hedefindeki hırslı ve umutlu asistan kız, işsizlik yorgunu genç adam, yolu sevgiden geçmemiş, parlak ama mutsuz yönetici kadın ve beyaz yakalı adam.

Zemin birleştiricidir

Mekâna dağıtılmış ambalajlı ürünler, garson kadının seyirciye gerçek kahve servisi yapması, işe gidilen yolun seyirciler arasından uzaması oyunun kapsayıcılığının bir boyutu. Yollarımızın kesiştiği insanlar bunlar. İçlerinden biri biziz ya da hepsinden biraz bizde de var. Hayat gailesi diye düşülen yolda hayatını kaybetmenin eşiğine gelmiş insanların, bu çağın insanının hikâyesi. Farklı karakterlerin hayat tarzlarını, beklentilerini, hissiyatlarını tek bir alan üzerinde aynı anda ifadeye çalışmanın güçlüğü, oyuncuların ayrıştırıcı performansları sayesinde üstesinden gelinebilir oluyor. Ayrıca her karakterin özünde aynı zemin üzerinde oturuyor olması, diğer kolaylaştırıcı unsur. Hepsinin oturduğu yer, mutsuzluk zemini. Hayat, hiçbir karakterde neşe bırakmamış. Tek başına var olmaya çalışan insanların, yalnızlıklarını fark ettikleri an yaşadıkları mutsuzluk, hayatlarındaki en büyük çelişki. Kentli olmanın ve şehirde yalnız var olabilmenin dayanılmaz büyüsü, sürüklenilen nokta itibarıyla bozulur nitelikte. Kendini bilmeyen kentlinin uyandığı vakit gördükleri hiç de hoşuna gitmiyor aslında. Bulunduğu durumu kabullenmek daha kolay geliyor her zaman. Örneğin, sürekli kahve yaptırılan asistan kızın "Belki de ben kahve yapmayı seviyorumdur" cümlesi, değiştirilemeyen durumu benimsemekle açıklanabilir ancak. Fakat kafa sesleri zihinlerini açtıkça farkındalıkları da artıyor. Hepsi için sıradan gözüken yeni bir gün başlarken, o sıradanlığı bozan, bazı şeylerin çok da yolunda gitmediğini fark etmek oluyor. Oyun tam mesaili "düzenli" işkoliklerin yarıştırıldıkları, çarpıştırıldıkları noktaları belirlerken kentte işsiz olmanın yarattığı depresif duruma da incelikle değiniyor. Koşturanların, maaşlıların mutsuzluğu, evden bile çıkamayacak duruma gelmiş işsizlerin depresyonuyla kol kola yürüyor. Bu noktada insanın önünde umutsuz iki yoldan başka şey yokmuş gibi görülebilir. Bu biraz kötü hissettirse de hayatta bunun bir mevcudiyeti olduğunu ummak az da olsa umut verecektir. Oyun 22, 29 Aralık 20.30'da Beyoğlu Terminal Sahnesi, 23 Aralık'ta ise Kumbaracı50'de.

Fatma Onat

Radikal Gazetesi 20 Aralık 2011