basından







  

 ana sayfa | oyunbaz | oyunlar | yazılar | basından | yorumlarınız | iletişim | linkler








MARTI...
Burak Akyüz, 29/05/2007

Oyunbaz tiyatrosunun ilk oyunu Martı, Abdullah Cabaluz rejisiyle sahneye konmuş. Dünya tiyatrosunun 'sembol' oyunlarından bu 'büyük' metnin yorumunda ilk merak ettiğim şey günümüze gelip gelmediğiydi. Öyle Çehov'un son komedyası Martı, ilk temsilinden sonra yazarını bile yazmaya küstürmüş. Ardından Moskova Sanat Tiyatrosu' ndaki, ilkinin tersine oldukça başarılı bir temsille sahnelendiği tiyatronun 'amblemi' haline geliyor.

Girişte çalan yerli parça ilk ipuçlarını verdi oyunun. Acaba tavırlarda yerli mi olacak sorusunu sorarken, plastiğe baktığımızda derme çatma oluşturulan bir tiyatro sahnesi gördük. Bu tasarım bana 'Godot' u Beklerken' rejilerini anımsattı. İzlediğimiz Çehov oyunlarında bir gelenek var ki (Belki de bilmeyerek ortaya çıkıyor.) o da Rus oyun kişilerinin sürekli 'kaba' gösterilmesi. Bununla beraber oyuncuların bu karakterleri 'büyük' oynaması. Çehov oyunları neden bu kadar kalın çizgili oynanıyor? Bu belki de bizim izleme alışkanlığımız da olabilir... Ama Cabaluz bunu bir ölçüde kırmış. Oyuncuların gayretleri takdire şayan ama alışamadığım bir şey varsa o da oyunun çok fazla Türkiyelileşmesi. İster istemez şu soruyu sorduk, 'o zaman neden tamamen Türkleşmedi?' Eğer popüler kültürün aranjmanları kullanılacaksa bunu biraz iyi ayarlamak da gerekebilir. Örneğin yine yukarıdan çalan Lale Devri şarkısının şimdi ifade ettiği anlamla, oyunun içindeki anlam öbeklerini düşünmek...

Martı oyununda modern dünya insanının çıkışsızlığıyla; bu çıkışsızlığın aslında insanın kendi içinde hapsolmuş 'kaçınılmaz' gerçek olduğu ortaya çıkar. Öyle ki kimse istediğine, özlediğine erişememiştir. İnsanın karşısına çıkan zorlukla, bu zorluğu bertaraf edebilme gücünün karmaşıklığı. Bu bertaraf edebilme gücü olmadığı için, idealleriyle ; o idealleri gerçekleştirme güçleri sürekli birbiriyle çatışır.

Günümüz bireyselleşmesinin ve makineleşmesinin (ki artık ona dijitalleşmesinin demek gerekir.) insanı benzer sendromlara ittiği de ortada. Martı, bu bireysel itiraflarıyla bile çok güçlü bir tablo koyuyor önümüze. Cabaluz, işte bu 'kimsenin istediğine erişemediği' gerçeğini güldürerek anlatmış. Oyunun 'olası' toplumsal katmanlarına fazla dokunmayıp, daha çok bireysel çizgide ilerlemek istemiş.

Kosya' nın üzerinde yazan 'Normal değilim' yazısının oyun boyunca karşılığını aradım. Bu espri, metni okumayan izleyici için biraz 'karavana' gidecek gibi düşündüm. Güray Dinçol' un (özellikle kullanmadıysa) seninin bana yaşlı bir insan sesi gibi gelmediğini gördüm. Yıldız Tarihi oyunundan sesine kulak aşinalığım fazla ne de olsa... Kosya' nın odasına boca edilen tonlarca buruşmuş kağıt esprisi de sevimliydi. Böylece sürekli 'dene-yanıl' ikileminde gidip gelen yazarın yaşam özeti bir kez daha özetlenmiş oldu. Oyunbaz tiyatrosunu yeni oyunlarla tekrar görmek dileğiyle...